|
|
:.. SAĞLIK BİLGİLERİ ..:
|
|
|
>
Alerji
>
Antibiyotik Kullanımı
>
Çocuk-Aile İletişimi
>
Okul Başarısızlığı
>
Alerji
Alerji ya da aşırı duyarlılık vücudumuzu koruyan bağışıklık sistemimizin aslında zararlı olmadıkları halde bazı maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesidir. Alerjik reaksiyona yol açan bu antijenlere de alerjen adı verilir. Yaşamımızın başlangıcında vücudumuz yabancı maddelerle (antijen) karşılaştığında bağışıklık (immun) sistemi onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir. Ardından antijenlere karşı antikorlar üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülürse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Saman nezlesi olan bir kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immun sistem hemen aşırı reaksiyon gösterir.
Giderek endüstriyelleşen dünyamızda yeni alerjenler ortaya çıkmaktadır. Özellikle yeni besin alerjilerinin sıklığı giderek artmaktadır. Ev tozu, küf mantarları, kedi, köpek, kuş tüyleri, çeşitli ağaç, ot ve çayır polenleri, böcek ve haşereler, bazı parazitler, bazı gıdalar, penisilin gibi bazı ilaçlar, güneş, rüzgar, soğuk, kirli hava ile çeşitli kimyasal maddeler gibi çok fazla sayıda madde alerjenik özellik taşımaktadır.
Bugün dünya nüfusunun %20’sinin alerjik olduğu bilinmektedir. Hastalığın görülmesinde en önemli faktör genetik yapı olmakla birlikte çevresel faktörler de alerjik bozuklukların gelişmesinde rol oynar. Bir aileden tüm fertlerin, hatta tek yumurta ikizi olan kardeşlerin ikisinin birden aynı ölçüde etkilenmemesinin nedeni budur. Anne veya babadan birinde alerji olan çocukların alerjik olma riski %30, anne ve babanın ikisinin de alerjik olduğu durumlarda çocukların alerjik olma riski %60’dir. Bununla birlikte alerjiler ikinci nesilde görülmeyebilir. Atopi ise kalıtsal olarak alerjik bir bünyeye sahip olmaktır.
Alerjik reaksiyonlar birçok yolla ortaya çıkar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilir ve çeşitli şiddette olabilirler.
>
Alerji Belirtileri Nelerdir?
Alerji belirtileri çok çeşitli olup, tutulan hedef organa bağlı olarak gelişir. Burun tıkanıklığı, sabahları hapşırık krizleri, burun akıntısı, gözlerde yanma –batma, geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum, kaşıntı, döküntü, dudakta –dilde şişme, tekrarlayan orta kulak iltihapları alerjik belirtilerdendir.
Alerji Tanısı Nasıl Konulur?
Alerji tanısı oldukça uzun sayılabilecek bir süreç sonunda kesin olarak koyulabilmektedir. Hasta ya belirli reaksiyonlardan şüphelenerek ya da önemli bir alerjik reaksiyon ile konunun uzmanı doktora başvurduğunda, doktor adeta bir dedektif gibi hastanın hastalık öyküsünü alır. Alerjide en ufak bir detay bile büyük önem taşıyabileceğinden, hastanın öyküsü çok dikkatli alınmak zorundadır. Besin alerjilerinde hastanın her yediğini not alması istenir. Mesleksel alerjilerde ise hastanın, işte, evde ve tatilde kendini gözlemesi ve belirli ölçümler yapması istenir. Daha sonra kan ve deri testleri ile alerjiye neden olan madde belirlenmeye çalışılır. Hasta serumundaki alerjene özgül IgE tayini (Radio Allergo Sorbant Test, RAST) veya lökositlerden histamin salınımı ölçümü tanıda önemlidir.
Kesin tanıya ulaşmak için bazen provokasyon testi dediğimiztest yapılır. Bu testte kişiye şüpheli madde yedirilerek veya solutularak alerjik reaksiyon oluşup oluşmadığı gözlenir ve objektif kriterler ile tanı konur.
Alerjik Rinit (Saman Nezlesi)
En sık görülen alerjik hastalıktır. Toplumun %25’ini etkilemektedir. Alerjik rinit çoğunlukla göz alerjisi (konjunktivit) ile birlikte olabilir. Atopik kişiler genetik olarak IgE tipi antikorlar üretme eğilimindedir. Bu IgE antikorları da çevrede bulunan ve normalde zararsız olan alerjenlerle (polenler, ev tozları, kedi köpek tüyü vb) etkileşime girerek alerjik reaksiyonu başlatır.Burunda kaşıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı, boğazda kaşıntı, gözlerde yanma- batma, geniz akıntısı tipik belirtileridir. Yıl boyu sürebildiği gibi mevsimsel de olabilmektedir.
Tedavi
Hasta eğitimi tedavinin en önemli aşamasıdır. Hastalığın gidişi ve yakınmaların yoğunluğuna göre hastaya eğitim verilir, tedavide değişiklikler planlanır, ilaç ya da aşı tedavisi uygulanır. Sırasıyla değinilecek olursa;
Sorumlu etkenin saptanıp uzaklaştırılması tedavinin ilk aşamasıdır. En sık rastlanan etkenler; yıl boyu süren rinitte ev tozu akarları olup mevsimsel görülen rinitte ise polenlerdir. Ev tozu akarlarının azaltılması için; yatak çarşaflarının haftada bir en az 55 derece ve zerinde yıkanması, tüylü oyuncakların, halıların uzaklaştırılmaları, yıkanabilir perde kullanılması, yün ve kuş tüyü içeren yastık ve yorgan kullanılmaması önerilir. Küf alerjisi olanlarda ev içindeki nemin azaltılması önemlidir. Polen alerjisi olanlara; sıcak, kuru ve rüzgarlı günlerde dışarı çıkmamaları, saçlarını yatmadan önce mutlaka yıkamaları, gözlük ve şapka kullanmaları evde ve arabada filtre kullanmaları tavsiye edilir.Besin alerjenlerinin tek başına alerjik rinit bulgularına neden olmaları sık rastlanan bir durum değildir.
İlaç Tedavisi (Aşı Tedavisi)
En fazla yararlanan grup ev tozu ve polenlere karşı duyarlılığı olanlardır.
Besin Alerjisi
Gıdanın yenmesinden 1-2 dakika ile 2 saat sonra bağışıklık sistemi tarafından, yoğun miktarda çeşitli kimyasal maddeler salgılanarak solunum sisteminde, mide-bağırsak sisteminde, deride ve dolaşım sisteminde çeşitli alerjik reaksiyonların ortaya çıkmasıdır. Görülme sıklığı çocuklarda %6, erişkinlerde %1.5 dir. Gıda katkı maddelerinin neden olduğu alerjiler toplumda %1 oranında görülür.
Herhangi bir gıda alerjiye neden olsa da en sık; inek sütü, yumurta, yer fıstığı, mısır, fındık, balık ve kabuklu deniz ürünleri sayılabilir.
Bulantı, kusma, karın ağrısı, gaz, karında şişkinlik, döküntü, dil ve damakta şişme, boğazda kaşıntı, yanma gözlenebilir.
Tanı
Detaylı öykü, cilt testi ve besin yükleme testi ile konulur.
Tedavi
Kesin tanı konduktan sonra alerjiye neden olan besin diyetten çıkarılır. Süt, yumurta ve soya alerjisi geçici olup balık ve fıstık alerjisi uzun süre devam edebilir. İnek sütü alerjisi genellikle 3 yaş civarında kaybolur.
Ürtiker (Kurdeşen)
Deriden kabarık genellikle kaşıntılı çeşitli büyüklüklerde olabilen lezyonlardır. Her yaş grubunda görülebilir. Döküntüler aniden başlar ve 48 saat içinde düzelir. 6 haftayı geçen ürtiker kronikleşir. Döküntüler vücudumuzun hassas bölgelerinde boyunda, kasıkta göğüs bölgesinde daha çok görülür. Bazen dudaklarda- dilde şişme boğazda kuruluk ve ses kısıklığı eşlik edebilir. Daha derin dokuları tutan ve tehlikeli olan bu duruma angioödem denir.
Nedenleri
>
Gıdalar (süt, yumurta, kakao, fındık, fıstık, deniz ürünleri, çilek, muz, çikolata vb.)
>
Gıda katkı maddeleri
>
Enfeksiyonlar
>
Parazitler (kıl kurdu, solucan)
>
Böcek veya arı sokması
>
İlaçlar (antibiyotikler, ağrı kesiciler)
>
Fiziksel nedenler (sıcak, soğuk, basınç)
>
Hormonal nedenler (tiroid hormonunun fazla çalışması)
Tanı
Tanı genellikle klinik bulgulara dayanılarak konulur. Deri testleri besin ya da ilaç alerjisinden şüphelenildiğinde yapılır.
Tedavi
Nedene yöneliktir. Soğuk duş, kaşıntının hafiflemesini sağlar.
Egzema
Tekrarlayan ataklarla seyreden kaşıntılı ciltte kuruma, pullanmaya neden olan bir deri hastalığıdır. Egzemalı bebeklerde astım ve nezle görülme olasılığı daha sıktır. Çocukluk çağında görülme sıklığı %10 dur. Erken süt çocukluğu döneminde 2-3 aylıkken başlar ve 5 yaşlarında iyileşmeye başlar. Önce yanaklar sonra el bilekleri ve diz arkalarında çıkar. Soğuk-kuru hava ve banyo sonrası ciltteki kuruluk artar. Aşırı terleme kaşıntıyı artırır.
Tanı
Klinik bulgulara dayanılarak konulur.
Tedavi
Hastalığın alevlendiği dönemlerde ilaç verilir. Cildi kurutmayan, nemlendiren nötral pH’lı sabunlar ve nemlendirici kremler kullanılır. Hastalığı artıran etkenler hastaya anlatılır.
Alerjik Astım
Astım tekrarlayan öksürük, hırıltı veya nefes darlığı ile kendini gösteren bir hastalıktır. Belirtilerin birkaç dakika gibi çok kısa zamanda şiddetli bir nefes darlığına sebep olması ve bunun zaman zaman tekrarlaması hastalık teşhisi için oldukça önemlidir. Astımda bronşlarda nefes darlığını oluşturan değişiklikler bronş çevresindeki kasların kasılması (spazmı), bronş mukozasının şişmesi (ödemi) ve bronş içinde salgı birikmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkta bronşlar çevresel bazı uyaranlara karşı aşırı duyarlı gelmiştir.
Uyaranlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz;
>
Alerjenler
>
Ev tozu, ev tozu akarları (mite)
>
Çiçek tozları (polen)
>
Küf mantarı
>
Hayvan tüyü gibi alerjenler
>
Bazı kokular (parfüm, deodorant, boya, deterjan, çamaşır suyu kokuları gibi)
>
Nezle, grip gibi üst solunum yolu hastalıkları
>
Egzersiz
>
Sigara dumanı
>
Tahriş edici gazlar
>
Hava kirliliği
>
Soğuk hava
>
Hava değişimi
>
Stres
Astım herhangi bir yaşta başlayabilir. Çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır. İlk belirtiler 1 yaş civarında ama çoğunlukla 4-5 yaşından önce çıkar. Türkiye’de 14 yaş altında 1.5 milyon astımlı çocuk bulunmaktadır.
Alerjik Astımlı Hastaların Uyması Gereken Bazı Kurallar
>
Küfler (mantarlar) ve ev tozu akarları nemli ortamlarda kolayca ürediklerinden, ev güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalıdır.
>
Odada toz tutulmasına neden olabilecek fazla eşya bulundurulmamalıdır.
>
Yün ve kuş tüyü ile doldurulmuş minder, yastık, yorgan ve yatakları kullanılmamalıdır.
>
Battaniyelere çift nevresim kılıf geçirilmelidir.
>
Temizlik sırasında odada bulunulmamalıdır.
>
Sigara içilen ortamlarda bulunulmamalıdır.
>
Yatak odasında süs bitkisi olmamalıdır.
>
Çamaşır suyu ve yağlı boya kokusu olan yerlerde durulmamalıdır.
>
Parfüm, oda ve saç spreylerini, sprey deodorantları kullanmamalıdır.
>
Boyalı ve katkı maddeli gıdaların yakınmaları arttırabileceği unutulmamalıdır.
>
Grip, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında yakınmaların artabileceğinden, önceden tedbir alınmalıdır
>
Aspirin ve NSAI grubu ağrı kesici gibi ilaçları kullanmamalıdır.
>
Havalandırma cihazı ve buhar makineleri kullanmamalıdır.
>
Alerjik hastaların tedavisinde alınacak en iyi sonuçların uzun süreli dikkatli bir takip, sabır, titizlik ve iyi bir hasta-hekim ilişkisi sonucunda gerçekleşeceği unutulmamalıdır.
Anaflaktik Şok
Hastanın alerjik olduğu alerjen ani olarak ve çok miktarda bilhassa enjeksiyon şeklinde vücuda verildiğinde kanda bazofil hücreleri içinden çıkan kimyasal maddeler bütün vücutta yaygın alerjik reaksiyon meydana getirir. Sonuçta, kan damarları genişler, kan basıncı düşer. Kan basıncının belli bir seviye altına inmesi sonucu beyine kan gidemez ve şok hali ortaya çıkar. Buna "anaflaktik şok" adı verilir. Penisilin enjeksiyonları ve arı sokmaları en sık görülen anaflaksi nedenleridir.
>
Antibiyotik Kullanımı
Antibiyotikler, bakterilerin yol açtığı enfeksiyon hastalıklarını tedavi etmek için kullanılan ilaçlardır. Ya bakterileri öldürerek ya da çoğalmalarını durdurarak etki ederler. Tıp tarihinde mucizevi yeri olan bu ilaçların ilki penisilindir. Antibiyotikler kullanımı en fazla istismar edilen ilaçların başında gelmektedir.
Ateşi düşürmek amacı ile antibiyotik kullanımı toplumumuzda ne yazık ki oturmuş yanlış bir kanıdır. Oysa antibiyotikler kesinlikle ateş düşürücü değillerdir. Hastalık uygun antibiyotikle tedavi edildiği zaman, hastalığın diğer belirtileriyle birlikte ateş de düşer. Bu olay antibiyotiklerin ateş düşürücü etkisi olduğundan değil, hastalığın kaynağı olan enfeksiyonu ortadan kaldırdığı için oluşmaktadır. Ayrıca her enfeksiyonun kaynağının da bakteri olması gerekmez. En sıklıkla görülen üst solunum yolu hastalıkları, ishal gibi hastalıkların yanı sıra romatizmal hastalıklar gibi kronik hastalıklarda da ateş yükselmesi görülebilir. Bu nedenle örneğin virüs denilen farklı mikroorganizmaların neden olduğu grip gibi ateşli enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımının tedavi edici bir etkisi olmayacaktır. Eğer kullandığınız ilaç yanlış seçilmişse doğal olarak hastalıkta herhangi bir iyileşme de görülmeyecektir.
Antibiyotiklerin yan etkileri var mıdır?
Antibiyotikler her ne kadar mucize ilaçlar olsalar da her ilaç gibi gerekli olduğu durumlarda, yeterli dozda ve sürede kullanılmasına rağmen bazı kişilerde istenmeyen yan etkilere yol açabilirler. Bu yan etkiler arasında bulantı, kusma, ishal, ciltte kızarık ve kaşıntılı allerjik döküntüler bulunmaktadır. Ancak bu etkilerin dışında daha ciddi, hatta hayatı tehdit edecek düzeyde yan etkiler de görülebilir (anafilaktik reaksiyon, diyalize girmeye götürecek kadar ciddi böbrek fonksiyon testlerinde bozulma gibi). Çoğu yan etkiler ilaç kesildikten sonra ortadan kalkmasına rağmen bazı yan etkiler ilaç kesilse de uzun süreli veya kalıcı problemlere yol açabilir. Doktorlar, bu yan etkiler konusunda mutlaka bilgi vermeli, hastalar da soru sormaktan kaçınmamalıdır. Ayrıca her ilacın bir diğeriyle etkileşme ihtimali olduğu için (bu etkileşme yan etkilerin ortaya çıkması veya ilacın etkisinin artması ya da azalması şeklinde olabilir) hasta kullanmakta olduğu başka bir ilaç varsa bu konuda doktorunu bilgilendirmelidir.
Antibiyotiklerin vücuttan atılımı çok büyük oranda karaciğer veya böbrek yollarıdır. Bu nedenle, karaciğer veya böbrek hastalarında bazı antibiyotikler kullanılamaz veya olağan dozlarda değişiklik yapmak gerekir. Aksi halde, var olan hastalığın ağırlaşması veya ilacın yan etkilerinde artma gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir.
Antibiyotik kullanımında doz ve saatlerin önemi var mıdır?
Antibiyotikler normalde damardan, kalçadan kas içine ya da ağızdan alındıktan sonra kanda belli bir düzey oluştururlar. Oluşturulan bu düzey bakterilere karşı yeterli etkinliğin sağlanabilmesi için gereklidir ve bu düzeyin devamlılığı açısından antibiyotikler belirli dozlarda ve belirli aralıklarla kullanılırlar. Bu sebeple yetersiz ilaç dozu kullanıldığında ya da ilaç alma aralıkları düzensiz olduğunda kandaki ilaç düzeyi de istenilen düzeylerin altında kalacaktır ve bu durumda bakterilere karşı mücadele edecek kanda yeterli düzeyde antibiyotik olmayacaktır.
Çok önemli bir konu da antibiyotikler asla yarım bırakılmamalı bitene kadar kullanılmalıdır. Çünkü çoğunlukla tedavinin 3. günü görünürde iyileşme sağlanır ve hasta ilacı keser, oysa bakteri hala canlıdır. Dolayısıyla antibiyotiklerin hekimin önerilerine göre, düzenli bir biçimde kullanılması çok önemlidir.
Uygunsuz veya Gereksiz Antibiyotik Kullanımının Sonuçları Nelerdir?
>
Antibiyotiklerin uygunsuz veya gereksiz kullanımının son derece ciddi sonuçları olabilmektedir.
>
Gereksiz antibiyotik kullanımı, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine neden olmaktadır.
>
Uygunsuz ve gereksiz antibiyotik kullanımı bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine neden olmaktadır. Bu dirençli bakterilerle ortaya çıkan enfeksiyonların tedavisi de oldukça güç olmakta ve hastaya her defasında daha güçlü, daha geniş kapsamlı antibiyotik vermek gerekmektedir.
>
Mevcut hastalık iyileşmeyerek zaman kaybına belki de daha da kötüleşmesine yol açabilir.
>
Uygunsuz ve gereksiz antibiyotik kullanımında birtakım ciddi alerjik ve toksik yan etkiler görülebilmektedir.
>
Vajen birçok çeşit mikrobun bir arada yaşadığı kontamine bir ortamdır. Bu mikroorganizmalar bir denge içinde yaşarlar. Bunların en önemlisi laktobasillerdir. Laktobasiller vajen ortamını asit hale getirerek hastalık yapıcı mikroorganizmaların çoğalmasını önlerler. Antibiyotik kullanımı ile laktobasiller ölmekte ve kokulu akıntı, kaşıntı gibi şikayetler olabilir.
>
Gereksiz antibiyotik kullanımının bir başka dezavantajı da tedavi maliyetindeki artış ve ülke ekonomisine verdiği yüktür.
>
Bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesi, çevredeki ve sağlık kurumlarındaki bakteri popülasyonlarını da etkileyeceğinden, toplumsal bir sorun da oluşturur.
>
Bu nedenlerle antibiyotikler, mutlaka bir hekimin önerisi ve kontrolüyle kullanılmalıdır.
>
Çocuk-Aile İletişimi
>
Kendiniz için;
Kendi Hedeflerinizi Unutmayın
Çocuğunuzu yetiştirirken kendiniz için yapabileceğiniz ve yapmak istediğiniz şeyleri yapmanız hem sizi daha rahatlatacak, hem de ilişkinizi geliştirecektir.
Çocuğunuzun gelişim yolunda attığı her adımla sizden ayrı biri olarak varolmayı istemesi son derece doğaldır. O yapabildikleri ve başardıklarıyla sizden farklı biri olarak varolacaktır.
Sizin yapabildiklerinizden ve başarabildiklerinizden tamamen koparak sadece onun için yaşayıp, kendinizi unutarak ve giderek sadece onun yaptıklarıyla varlığınızı sürdürmeniz, sizin için ve uzun vadede onun için kayıp olacaktır.
Bir anne babanın en çok gereksinim duyabileceği üç şeyi; Reinhold NlEBUHR'a ithaf edilen aşağıdaki şiir, çok güzel özetliyor:
" Değiştiremeyeceğim şeyleri
Kabul etmek için
Sükûnet,
Değiştirebileceğimi
Değiştirmek için
Cesaret,
İkisini birbirinden ayırt edebilmek için de
Akıl istiyorum. "
>
Kendinizi Zoraki Seçimler Yapmaya Zorlamayın
Özellikle çalışan anne ve babalar için önemli bir seçim:
Evim mi?
İşim mi?
Çocuğum mu?
" Bütün bunlara ne kadar zaman ayırmak zorundayım? "
" İşim için kullandığım her dakika çocuğumdan uzak kalıyorum. Acaba bundan nasıl etkileniyor? "
" Ben bütün bunları yaparken çocuğumun başka biriyle birlikte olması doğru mu? "
Başka pek çok konuyla ilgilenmeden çocuğunuzla ilgilenmeniz bir seçimdir.
Ancak bu seçiminizin size ve çocuğunuza maliyeti ne olacaktır. Örneğin; Ev hanımı olduğunuzda bu konunun sorumluluğunu çocuğunuza yüklemeden siz üstlenebilecek misiniz?
Yoksa sorumlu olarak çocuğu görüp belki de farkında bile olmadan ona kızgınlığınızı hatta öfkenizi yansıtacak mısınız?
Ayrıca çocuğunuzla her an birlikte olmanız onunla bu zamanları çok kaliteli geçirdiğiniz anlamına gelmez. Sürekli onunla birlikte olup, zamanı pek bir şey yapmadan geçiriyor olabilirsiniz.
Aynı zamanda daha az zamanı birlikte geçirip paylaşıma, yeni şeyler öğrenmeye ve üretmeye dayalı bir ilişki de oluşturabilirsiniz. Önemli olan sağlığınız, iş yaşamınız, eşiniz gibi yaşamınızdaki diğer boyutları da sağlıklı bir dengede birleştirebilmektir.
Kısaca: İster çalışın ve zaman sıkıntısı yaşayın, isterseniz zaman sorununuz olmasın, yapmanız gereken seçim; neyi yapıp neyi yapmayacağınız değil "nasıl yapacağınız" ile ilgili olmalıdır.
>
Okul Başarısızlığı
Okul, çocuğun yaşamındaki ilk toplumsal kurumdur. Okul kişiye yaşamında gerekli olacak değerleri ve bilgileri kazandırırken topluma uyum sağlaması için gerekli sosyalleşme becerilerini de kazandırmaktadır.
Okul döneminde çocuk yepyeni bir yaşama başlamış ve farklı tavırlar geliştirme ihtiyacındadır. Bu dönemde aile ve öğretmen tutumları çocuğun okul döneminde başarılı olması açısından oldukça önem taşımaktadır.
Okul Başarısızlığının Nedenleri:
>
Kişisel özellikler,
>
Aileden kaynaklanan sebepler,
>
Okuldan kaynaklanan sebepler olarak ele alınmaktadır.
Kişisel özellikler:
Çocuğun IQ seviyesinin yaşıtlarına oranla düşük olması, öğrenme güçlüğü, depresyon, davranım bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun mevcut olması, bedensel bir engelinin veya rahatsızlığının bulunması, görme-işitme kayıpları önem taşımaktadır.
Aileden kaynaklanan sebepler:
Aile içi ilişkilerin kaliteli olması, çocukla kurulan iletişim dilinin doğru olması, çocuğun gelişim dönemlerinde zengin uyaran verilmesi, öğrenme ile ilgili çevresel faktörlerin zengin ve doğru verilmesi, anne-babanın sağlıklı model olması kültürel seviyenin iyi olması, ders çalışma ortamının sağlanması, başarıyı olumlu etkileyen faktörlerdir.Ailelerin diğer çocuklarla kendi çocuklarını kıyaslamaları, başarısızlığı sonucu yargılamaları, eleştirmeleri yerine çözüm yolları aramaları en doğru yaklaşımdır.
Okuldan kaynaklanan sebepler:
Okuldaki eğitim ve öğretim programının çocukların gelişim seviyelerine uygun zenginleştirilmiş programlar olması, öğretmenin bilgi aktarımı, disiplini sağlayabilen, araştırıcı etkili öğretmenlik yetilerine sahip olması gerekmektedir.
Okul başarısızlığının her çocuk için ayrı bir nedeni vardır. Çocuğun tembelliğinin nedenini iyi analiz etmek gerekir. Çocuk veya genç belki öğretmenlerden ondan öç almak için çalışmıyordur. Yahut anne babanın kendisini azarlamasından aşağılanmasından aşırı eleştirmesinden bilinç dışı bir tepki ile ders çalışmayarak tepki vermekte böylece intikam almaktadır.
Yahut evde gerilim vardır, ders çalışmaya yoğunlaşamamaktadır.
Bir diğer nedeni de ev ortamı kitap okumanın önemsenmediği bir ortam olabilir. Televizyon, geyik muhabbeti, abartılı spor tutkunluğu, zihinsel uyaran azlığı demektir. Öğrenme konusunda sevinç ve coşku duyacağı atmosferi olmayan çocuk ders çalışmayı sevemez.
Yavaş öğrenen bir çocukta sadece psikolojik nedenleri aramamak gerekir. Zihinsel nedenlerde olabilir. İnsan beyninde okuma, yazma, hesaplama ayrı ayrı çalışmaktadır. Bazı özel öğrenme güçlüklerinde çocuk zeki olduğu halde bilgileri beynine işleyemez. Böyle durumlarda uzmanlar bir dizi test yaparak sebebi belirler ve profesyonel yardımla sorun çözülür. Tek sorun erken yaşlarda fark edilmesidir. Dikkat eksikliği ve Hiperaktivitesi olan çocukta zeki olduğu halde ders çalışamaz kitap başında oturamaz, kafa yoran işlerden sıkılır, aceleci ve sabırsızdır, sınıfta kıpır kıpırdır dersi kaynatır. İlk okul başladığında fark edilip yardım alınırsa zekasına uygun başarı elde edilebilir.
Çocuğu okulda başarısız olan anne babalar özellikle kendilerini sorgulamalıdırlar. İyi bir model olup olmadıklarının farkına varan büyükler hatalarını hemen düzeltebileceklerdir.
Okul başarısızlığının bir nedeni de gerçek dışı aşırı istekleri olan anne babadır. Çocuk büyüklerin beklentisine cevap veremeyince ümitsizliğe kapılır. Başarıya şartlandırılmak yerine "elinden gelenin en iyisini yapmaya" şartlandırılmış çocuklar, başarı korkusu, sınav stresi, kolay pes etme gibi hayal kırıklıkları yaşamazlar.
Çocuklarına emir veren değil fikir veren, konferans, nasihat çeken değil dinleyen kanun kural koymak yerine örnekler sunan anne baba olmak gerekir. Çocuğa zaman ayıran akıllı ve hoş görülü ebeveyn olma çok zordur.
Anne baba olmak hayatın en önemli ve en zor görevidir.
|
|
|
|
|
HAVA DURUMU |
|
|
|
|
|
|